Rss Directory > Misc > Loan > Parasal Blog
 
Yine reklamlarda gördüğüm üzere kredi için başvurdum ama bu sefer reklam yanıltmadı. Kefilsiz ve zahmetsiz kredim şubeye bile gitmeden anında hesabıma yattı! Üstelik masrafı başka bir bankanın aynı miktar kredi için kestiğinden neredeyse 15 kat daha az oldu, sıfır denecek kadar yani. Bana göre Türkiye'nin en modern ve gerçekten ilklerin bankası olan İş Bankası'na buradan teşekkür ediyorum ve kredi çekmek isteyen herkese hiç tereddütsüz tavsiye ediyorum.

Nasıl başvurduğumu da anlatayım. Önce Turkcell mobil imza için Turkcell Extra'lardan birisine gitmeniz ve Turkcell mobil imza için başvurmanız gerekiyor. Başvurunuzu takip eden yaklaşık 4-5 gün sonra bir Turkcell müşteri hizmetleri temsilcisi Turkcell hatlı telefonunuzdan sizi arıyor, bazı sorular soruyor ve mobil imzanızı kullanımınıza açıyor. Turkcell, mobil imza için 30 Haziran'a kadar ücret almıyormuş daha sonra ise bazı vergiler hariç ayda 4 YTL ücret kesecekmiş. Her ay vergi hariç 4 YTL ödemek istemiyorsanız istediğiniz zaman mobil imzanızı iptal edebiliyorsunuz. Ayrıca Turkcell Extra'daki başvurunuz sırasında SIM kartınız değiştiriliyor ve bunun için 6 YTL alınıyor. Tabi ki telefon numaranız değişmiyor. Turkcell mobil imzaya hem Hazır Kart hem de faturalı hat sahipleri başvurabiliyor.

Mobil imzanız kullanıma açıldıktan sonra isbank.com.tr'ye girip mobil imzanızı internet bankacılığında da kullanıma açıyorsunuz. İş Bankası internet şubesine mobil imzanız ile giriş yaparak kredi başvurunuzu yapıyorsunuz ve onaylandığında krediniz anında hesabınıza yatıyor. Eğer İş Bankası internet şubesini daha önce hiç kullanmadıysanız bir İş Bankası şubesine gidip veya Türkiye'nin herhangi bir yerinden 444 02 02'yi arayıp internet bankacılığını nasıl kullanıma açtırabileceğinizi sorabilirsiniz.

Bu arada önceki yazımda Merkez Bankası'nın kredi başvurunuzdaki rolü ile ilgili yazdıklarımı Merkez Bankası'nın internet sitesinden alıntı yaparak bir yanlışım varsa düzeltmek istiyorum:



----

Merkez Bankası nezdindeki kayıtlar nedeniyle bankaların ferdi kredi / kredi kartı vermemesi durumunda ne yapılması gerekmektedir?

Bankalar ile Merkez Bankası arasında sürdürülmekte olan karşılıksız çek ve protestolu senetler ile ferdi kredi ve kredi kartı borçlularına ilişkin uygulamada, borcunu vadesinde ödememesi nedeniyle kimlik bilgileri Merkez Bankasına bildirilen banka müşterileri ile bu müşterilerden daha sonra borcunu ödeyenlerin bilgileri Merkez Bankasınca birleştirilerek periyodik dönemler halinde bankalara aktarılmaktadır. Sistem içinde Merkez Bankasının işlevi, bankalar tarafından bildirilen kredi borçlularına ait kimlik bilgilerinin bankalara iletilmesi ile sınırlıdır. Merkez Bankasının, bankaların kendilerine yapılan başvuruların kabulü veya reddi hususunda yasal olarak bir yetkisi bulunmamaktadır.
Bankacılık Kanunu ve bu Kanuna istinaden çıkarılan yönetmeliklerin bankalara, kredi verilmesi ve risklerin etkin bir şekilde izlenmesi ve yönetilmesi ile ilgili yüklediği sorumluluklar göz önüne alındığında, bilgi değişimi kapsamında bankalara gönderilen söz konusu bilgiler, ferdi kredi ve kredi kartı taleplerinin değerlendirilmesinde başvurulan referans kaynaklardan sadece birisidir ve bankalar yaptıkları risk analizlerinde bunlar dışındaki diğer verileri de dikkate alarak karar vermektedirler.
Dolayısıyla, ticari esaslara göre çalışan bankalara, Merkez Bankasının ferdi kredi veya kredi kartı başvurularının kabulü veya reddi hususunda yasal olarak müdahalesi söz konusu olmamakta, anılan kurumlara yapılan başvuruların değerlendirilmesi, mevcut yasal düzenlemelere göre tamamen bankaların yetki ve sorumluluğunda bulunmaktadır.
Diğer taraftan, bankalarca ismi Merkez Bankası kayıtları arasında yer almayan bireylere ferdi kredi / kredi kartı verilmeyebileceği gibi, ismi yer alan bireylere ise gerekli teminatlar alınarak ve risk üstlenerek ferdi kredi / kredi kartı verilmesi de mümkün bulunmaktadır.
Merkez Bankasında "kara liste” diye tabir edilen bir liste bulunmamaktadır. Ancak, Merkez Bankası ile bankalar arasında bilgi değişimine tabi tutulan karşılıksız çeklere, protestolu senetlere ve ferdi kredi ile kredi kartı borçlularına ilişkin kayıtlar bulunmaktadır.

----

Merkez Bankası ve bankalar tarafından, ödenmemiş kredi kartlarına ve bireysel kredilere, protestolu senetlere ve karşılıksız çeklere ilişkin kayıtlar silinebilmekte midir?

Ödenmesi gereken tarihi 23.12.2003 (hariç)’den öncesine ait olan, 31.03.2004 tarihine kadar ödenen ve ödeme bildirimi bankalarca, Merkez Bankasına iletilen karşılıksız çek ve protestolu senetler ile ferdi kredi ve kredi kartı kayıtlarının tamamı, Merkez Bankası kayıtlarından silinmiştir.
Ayrıca, protestolu senetler ile ferdi kredi ve kredi kartı borçlularına ilişkin ödenen kayıtlarda 3 takvim yılını, ödenmeyen kayıtlarda ise 5 takvim yılını doldurmuş olanlar, Merkez Bankası nezdindeki protestolu senetler ile ferdi kredi ve kredi kartı borçlularına ilişkin kayıtlardan silinmektedir. Bu uygulama karşılıksız çekler için geçerli bulunmamaktadır. Dolayısıyla, Merkez Bankası kayıtlarında protestolu senetlere ve ferdi kredi / kredi kartlarına ilişkin 5 yıldan daha eski herhangi bir kayıt yer almamaktadır.
Kredi başvurularında şahısların karşısına bankalar tarafından çıkartılan kayıtlar ise doğrudan Merkez Bankası kayıtları değildir. Bankalar, kendilerine Merkez Bankası tarafından gönderilen ve genel müdürlüklerindeki veri tabanlarında tutulan listelere bakarak değerlendirme yapmaktadır. Bankaların bu kayıtları kütüklerinden silme zorunlulukları bulunmamaktadır. Bankaların, Merkez Bankasının yapmış olduğu silme işlemlerini yapma zorunluluğu olmadığından, Merkez Bankası tarafından silinmiş olan kayıtlar, şahısların bankalara yapmış oldukları başvurularda karşılarına çıkabilmektedir.

----

Merkez Bankasına başvuru yaparak (karşılıksız çek, protestolu senetler ile ferdi kredi ve kredi kartı borçlularına ilişkin) kayıtları sildirmek mümkün müdür?

Karşılıksız çek ve protestolu senetler ile ferdi kredi ve kredi kartı borçlularına ilişkin kayıtların Merkez Bankasına yapılacak bir başvuru ile sildirilmesi mümkün değildir. Merkez Bankası kayıtlarının silinmesi ile ilgili yukarıda anlatılanların dışında bir işlem yapılmamaktadır. Herhangi bir hata sonucu bildirilen kayıtların silinmesi işlemi sadece bu kaydı, Merkez Bankasına gönderen bankanın genel müdürlüğünün Merkez Bankasına başvurusuyla yapılmaktadır. Şahısların veya banka şubelerinin istemi ile Merkez Bankası tarafından yapılacak herhangi bir işlem bulunmamaktadır. Yapılacak işlemler sadece sisteme dahil olan bankaların genel müdürlüklerinin başvurusu ile gerçekleşmektedir.

----

Merkez Bankasından silinen ferdi kredi / kredi kartı ve protestolu senet kayıtları neden bankaların ekranlarında yer almaya devam etmektedir?

Merkez Bankasınca silinen protestolu senet ve ferdi kredi ve kredi kartı borçlularına ilişkin kayıtların bankalarca da silinmesine yönelik yasal bir düzenleme bulunmamaktadır. Dolayısıyla, bu kayıtların ilgili bankanın kendi bilgi işlem sisteminden silinip silinmemesi tamamen kendi kararıdır. Bankalar dilerlerse bu kayıtları silebilmekte ya da ferdi kredi / kredi kartı başvuruları sırasında istihbarat kaynaklarından birisi olarak kendi bilgisayar sistemlerinde tutmaya devam etmektedir.

----

Merkez Bankası nezdindeki kayıtlar nasıl öğrenilmektedir? Merkez Bankasından borç veya kayıt olmadığına dair yazı alınması halinde ferdi kredi / kredi kartı alınabilir mi?

Merkez Bankası nezdinde yer alan; karşılıksız çek ve protestolu senetler ile ferdi kredi ve kredi kartı borçlularına ilişkin verilerle ilgili olarak, sadece kişilerin kendilerine ait bilgi talepleri karşılanmaktadır. İlgililerin bilgi istemesi halinde bu taleplerinin karşılanabilmesi için yazılı bir dilekçe ile başvuruda bulunulması (elden veya posta yoluyla) gerekmektedir.
Söz konusu dilekçede,
- Talebin açıkça belirtilmesi,
- Dilekçe sahibinin kendisinin, yetkili kanuni temsilcilerinin veya açıkça yetkili kıldığı vekillerinin adı soyadı, imzası ve yazışma adresinin yer alması,
- Tüzel kişilerde yetkili kişi / kişilerin imzası ve imza sirkülerleri fotokopisinin eklenmesi,
- İlgiliye ait geçerli bir kimlik belgesi (nüfus cüzdanı, sürücü belgesi, pasaport gibi) fotokopisinin ilavesi,
- Dilekçe sahibinin anne kızlık soyadı, vatandaşlık numarasının yer alması,
- Vekaleten bilgi talep edilmesi halinde 1136 sayılı Avukatlık Kanunu’nun 27/3 maddesi gereğince pul yapıştırılmış bir vekaletnamenin aslı veya tasdikli bir örneğinin ibrazı,
gerekmektedir.
Elektronik posta mesajı veya faks yoluyla yapılan başvurularda başvuru sahiplerinin Merkez Bankasında bulunan kayıtlarına ilişkin bilgi verilmez.
Merkez Bankasına yapılan başvuru neticesinde alınacak kaydı / borcu yoktur yazısı, yapılan ferdi kredi / kredi kartı başvurusu için hiçbir bağlayıcılık teşkil etmez. Şahıslara ferdi kredi / kredi kartı verip vermeme kararı tamamen bankanın kendi inisiyatifindedir. Bankalar; karşılıksız çek, protestolu senet, ferdi kredi ve kredi kartı borçlularına ilişkin kayıtları bulunanlara ferdi kredi / kredi kartı verebilecekleri gibi hiçbir kaydı bulunmayan başvuru sahiplerinin başvurularına da olumsuz yanıt verebilirler. Bu konuda Merkez Bankasının herhangi bir yetkisi ve sorumluluğu bulunmamaktadır. Başvuru yapılan bazı banka çalışanlarının dile getirdiğinin aksine, Merkez Bankasının kredi başvurularını onaylaması veya onaylamaması gibi bir uygulama olmayıp, başvurusu kabul edilmeyen şahısların başvurularının kabul edilmesi için Merkez Bankasından onay alması veya Merkez Bankasından yazı getirmesi gibi bir uygulama da söz konusu değildir.
Kefilsiz kredi muhabbeti, bankaların belki de onlara iş yapan reklam şirketlerinin ürettiği bir reklam sloganıdır. İyi de kim bana kefilsiz kredi verir? diyorsanız öncelikle kredi nasıl alınır, nasıl verilir ve ne gibi bir işlem sıralaması vardır bunlara bi bakalım.

Aklınıza esen ilk bankadan kredi başvurunuzu yaptığınızda uygulanan standart prosedür şöyledir: Kredi başvuruları, başvuru sahibinin kredi başvuru formlarında yazdığı bilgiler doğrultusunda incelenir. Öncelikle bu bilgilerin doğru olup olmadığı araştırılır. Genellikle başvuru sahibinin formda yazdığı işyeri telefonu aranarak başlanır doğrulama işlemine. İşyerindeki ilgili kişiye başvuru sahibinin orda çalışıp çalışmadığı, aylık maaşı, işe başlama tarihi, sevilen, dürüst bir insan olup olmadığı gibi sorular sorulur. Formdaki bilgilerin gerçek olup olmadığının anlaşılması maximum 1 saat alır. Daha sonra başvuru sahibinin kredi sicili, Merkez Bankası'nın en az 5 yıl sakladığı veri deposundan sorgulanır. Bu veri deposunda daha önce kullandığınız krediler, kredi kartları, çek defterleri ile ilgili bilgiler yani kredi geçmişiniz vardır. Bankacılık ve benzeri finans işi yapan şirketler böylesi kişisel bilgilere ulaşabilmekte hatta müşterileri hakkındaki bilgileri Merkez Bankası'nın bu veri tabanına ileterek burdaki bilgilerin güncel kalmasını sağlamaktadır. Bankacıların "Merkez Bankası Ekranı" dedikleri yere bakmaları birkaç dakikalık bir iştir. Kredi siciliniz + dürüstlüğünüz (formda yazdıklarınızın % kaçının doğru çıktığına göre) + gelir miktarınız üzerinden bir puan verilir. Bu puanın hesaplanma yöntemi ve aranılan en düşük puan her bankada farklıdır. Aranılan en düşük puandan daha yüksek bir puan aldıysanız kredi kullanabilir bir kişi olduğunuza kanaat getirilir.

Sonraki aşamada riskleriniz hesaplanır. Riskleriniz; mevcut borçlarınız, istediğiniz kredi tutarı ve vadesinden oluşur. Mevcut borçlarınız yine Merkez Bankası ekranından okunur. Burdan diğer tüm bankalardaki kredi hesap bakiyeleriniz, kredi kartı borçlarınız, karşılıksız çekleriniz veya protestolu senetleriniz öğrenilir. Borç miktarınız, istediğiniz kredi miktarı, talep ettiğiniz kredinin geri ödeme zamanının uzunluğu arttıkça riskiniz artar. Buna bir de eski borçlarınızın zamanında ödenmemiş olması eklenerek toplam riskiniz bulunur.

Kredinizin onaylanması için tutturmanız denkleminiz: Puanınız - riskiniz + teminatlarınız eşit veya büyüktür Kredi tutarı + kredi masrafı + kredi faizi + gecikme halindeki faizler. Başvuru yaptığınız banka şubesinde bir arıza yoksa bu denklemin oluşturulması 1-2 saatten fazla sürmez. Ama müdür şubede yoksa genellikle onun gelmesi ve müsaitse denkleme bir bakıp "Buraya çay getiren nereye kayboldu?" şeklindeki sorudan sonra "İyi iyi verin gitsin. Bekletmeyin." demesi beklenir.

Kredi başvurusu yapan adayın sahip olduğu puanı, menkul ve gayrimenkul teminatları yeterliyse kefil istenmeyebilir. Buna şube müdürleri karar verir. Daha büyük kredilerde sırayla bölge müdürleri ve bankanın en tepesindeki genel müdür bu tip şeylerle uğraşmak için gelip gider bankaya zaten. Yani reklamlarda eksik bilgilendirilme yapılmaktadır. Hatta sanki hiçbir başvuru sahibinden kefil istenmeyecekmiş, şube müdüriyetleri bu işlere karışmayacakmış, isteyen herkes kredisini alıp yürüyecekmiş gibi anlatılmakta ve bir sazan ruhu alıp başını gitmektedir. Belki de bana öyle gelmektedir. Sazan ruhunun aynalı etkisine girmiş olan ben, reklamlardaki kefilsiz kredi başvurum için aranıp "Kefil lazım, kamu çalışanı olsun. Birlikte gelin." dediklerinde anladım ki sazan iken mutasyon geçirmiş ve bir kefal olmuştum. Ama daha sonra başka bir bankadan hem de biraz daha büyük bir krediyi kefilsiz çektim. Kredi için hangi bankaya başvurduğunuza göre de değişebiliyor.
  Tue, 27 Mar 2007 10:32:00 +0200
Bir yerlerde dinlerken hoşuma gitmiş ve zamanla melodisi hafızamda yer etmiş bir şarkının içindeki nakarat kısmı veya o şarkının adı "Aşk hiç biter mi?" Peki sizce biter mi?

Bence, aşk biter ama biz bunu kabullenemeyebiliriz. Çoğumuzun üniversite yıllarında edinilmiş aşkları şu an bitmiş durumdadır diye tahmin ediyorum. Kim bilir nerelerdedir şimdi benim hatun zat? Belki de evlenmiştir hatta kesin öyledir. Evlenmemişse de artık yaş 30'u geçtiğinden mütevellit evlilik olayını unutması lazımdır zannımca. Kız kısmısı için öyle derler bazıları çünkü. Bunların okumuş olanlarını bu kapsama ne kadar katarlar öyle diyenler ve bu kapsama katılmış bulunanların buna ne kadar katılmaz oldukları ise bir bilinmezlik olarak varlığını korumaya devam etmekte. Küçük bir tez-antitez durumcuğu aslında kapsam zengini bazı mahalle kadınlarının söylentileri. Belki de onları bu kapsama almakla ben de onlarla aynı kapsama katılarak gülmeliyim.

Matematik derslerindeki kümeler ünitesinin kulağını çınlattıktan sonra asıl konuya geleyim. Aşk biter demiştim. Fiilien biteli yıllar olmuş aşk, biter gibi görünse de aşk sahibinin bir yerlerinde yer ettiğinden, aniden bilinç üstüne çıkıp, kurbanda geçici bir dengesizlik, bir nooldu len bana? durumu oluşturur. Böylece şarkıdaki aşk hiç biter mi nakaratı ile vurgulandığı zannına kapıldığım aşk biter ama bu durum kabullenilebilinemez çıktısını elde etmekte zorlanmaya hacet kalmamaktadır.

Neden böyle olmaktadır? Sebep tabi ki parasal. Sitenin adından da anlamalıydınız desem? Geçici dengesiz haldeki eski aşk sahibinin kendindeki dengesizliği çözmek adına geliştirdiği metodlar için gereken harcama kalemleri vardır. Bu kalemler kişiye göre değişir. Kimi kendini psikoloğunun koltunda bulur, kimi tur atıp rahatlamak için arabasının koltuğunda, kimi buzdolabını kurcalarken veya çikolata yerken bulur. Yapılan her harcama neticede bir dizi sanayi dalını harekete geçirmektedir. Böylece ekonomi hareketlenerek büyümektedir.

Tamam. Sizi mi kırcam? En azından küçülmemektedir diyelim bağlayalım. Evet tabi hareketlenerek.
  Tue, 20 Feb 2007 14:35:00 +0100
Gayrimenkul piyasası yabancı ülke vatandaşlarının yoğun talebini karşılamaya çalışıyor.

Rakamlarla ifade etmek gerekirse, Akdeniz kıyısı Antalya civarlarında yaklaşık 15.000, Ege Bölgesi'nde; Muğla'da 8.300, Aydın'da 5.900, İzmir'de 4.600 ve son olarak İstanbul'da 10.700 adet gayrimenkul yabancılar tarafından satın alınmış.

Yabancıların sahip olduğu yaklaşık 64.000 adet gayrimenkulun yaklaşık 30.000'i Alman ve İngiliz vatandaşları tarafından satın alınmış.

Ülkemizin ılıman ikliminin, doğal güzelliklerinin ve kumsallarının cazibesine kapılmamak mümkün görünmüyor. Anadolu'da yaşamış eski uygarlıkların bıraktığı tarihi miras ve eserler de bu cazibeyi eşsiz hale getiriyor.

Farkında olalım ya da olmayalım yaşadığımız topraklar, gerek insan fizyolojisi için son derece uygun iklim ve tarım şartlarına sahip olması, gerekse ticari bakımdan geçiş yolları üzerinde olması nedenleriyle gerçekten son derece değerli. Tarihte bu kadar çok büyük uygarlıkların yaşamak için özellikle Anadolu'yu seçmiş olması boşuna değildir herhalde.

Alman, İngiliz ve diğer ülke vatandaşlarının da ülkemizin cazibesi nedeniyle ülkemizde yaşamak istemelerini gayet normal karşılıyorum. Ancak bana bir şey mantıksız geliyor. Biz yabancıların ülkemizde kalıcı olarak yaşayabilmeleri için gayrimenkul satın almalarına izin verirken onlar ülkelerinde gezmemize izin vermemek için bize vize uyguluyor. "Onlar bize gelmiş, çok iyi insanlarmış, acaba İngiltere, Almanya, Avrupa nasıl bir yerdir? Ben gidip göreyim gezeyim oralarda." derseniz vize almanız gerekiyor. Vize alabilmeniz içinse kim bilir neler gerekiyor. Bilmiyorum neler gerektiğini. Avrupa vizesi almak için zengin işadamlarımızın bile zorlandığını biliyorum sadece.

Birey olarak tanıdığım Avrupa insanları gerçekten iyi insanlar. Ama ülkelerinin bize uyguladığı çifte standartlar var. Umarım ülkesine dönen her Avrupalı, Türkler'in ne kadar iyi insanlar olduklarını anlatır. Çünkü galiba bizi yanlış tanıyorlar.
  Thu, 08 Feb 2007 13:03:00 +0100
Mortgage yasası yine gündemde. Parasal sistemize katkısı olacak mortgage yasasını uzun zamandır beklemekteyiz.

Parasal sistemimize nasıl katkısı olacak bu mortgage yasasının?
Gelişmiş mali altyapıları olan ekonomiler uzun vadeli fonlar ile finanse edilmektedir. Mortgage, insanların ev alabilmeleri için mali kurumların onlara kredi verebildiği, uzun vadeli kredi imkanlarının bulunduğu parasal bir sistemi anlatmaktadır.

Uzun vadeli kredi imkanlarının olduğu bir mali yapı içinde sanayi yatırımları için ihtiyaç duyulan uzun vadeli kredilerin de önü açıktır. Çünkü finansal kurumlar, mortgage ile kredi verecekler ve bu krediler ev satanlara, ev yapanlara gidecek. Ekonomiyi bir bütün halinde değerlendirirsek, sonuçta bankalardan çıkacak olan bu uzun vadeli kredilerin, önemli bir kısmının ev satıcıları tarafından tekrar bankalara yatırılacağını öngörmek çok da zor olmayacak. İç piyasada oluşacak likidite bolluğu faizlerin düşmesine neden olacak. Likidite artışında, artan mortgage kredisi talepleri nedeniyle, isteyen bankaların yurtdışı piyasalardan çekebileceği sendikasyon tarzı kredilerin de etkisi olabilir.

Mortgage kredilerinin artışı, ev talebinin artmasına, bu da ev fiyatlarının artmasına diğer taraftan ekonomilerin lokomotifi olarak bilinen inşaat sektöründe ve buna paralel çimento, demir, mobilya, elektrik, cam, kereste, lojistik, petro-kimya ve daha pek çok alt sektörlerde de üretim, satış ve istihdam artışı getireceği açıktır.

Kısaca mortgage yalnız mali sektör açısından değil reel sektör açısından da yatırım, üretim, satış ve istihdam artışı getirir. Bu da topyekün açıdan ekonomik büyüme ve milli gelir artışı demektir. Umarım likidite bolluğu talep artışını, bu enflasyonu, enflasyon da reel faizlerin artışını sağlar şeklinde bir denklemle karşılaşmayız. Bu da ekonomi biliminin başka bir denklemi. Arz-talep dengesini sağlamak teoride mi yoksa pratikte mi zor acaba?
  Tue, 28 Nov 2006 01:26:00 +0100
İşletme okumak isteyenlere ingilizce işletme mezunu biri olarak durumu özetlemek istiyorum:

Aslında anlatmaya "işletme bölümü"nden önce, "üniversite okumak nedir?" kısmından başlamak lazım. Bana göre üniversite okumak insanın iyi zaman geçirebileceği bir zaman kesiti anlamına gelmektedir. Gerçekten de mezun olduktan sonra geçirilecek daha iyi bir zaman kesiti kalmamaktadır. Hele bir de okuduğunuz üniversite yurtdışındaysa veya sık gidemeyeceğiniz bir yerdeyse durum daha bir nostaljik hal almaktadır.

Bana göre üniversite, okunmak istendiği için okunulacak bir yerdir. Çünkü üniversite diploması ile ilgili maddi beklentilerin hiçbir zaman gerçekleşememesi ihtimali vardır. Toplam işsizler içinde üniversite mezunu oranının giderek artması durumu biraz teyit etmektedir. Üniversite okumak istemek demek de insanın iyi zaman geçirmeyi istemesi demektir. Bölüm tercihi, 4 senenin hangi bölümde en iyi geçeceğine yönelik beklentiye göre yapılır. Söz konusu 4 sene; derslerdeki başarısızlıklar, ingilizce hazırlık okulu gibi türlü sebeplerle genellikle 5-6 sene şeklinde uzamaya son derece elverişlidir.

İyi zaman geçirmek, kişinin kendisini keşfetmesi ile mümkündür. Bana göre üniversite, kişiye kendisini keşfetme şansı verir. Öğrenim/ders boyutu ve sosyal ortamı ile bir bütün halinde öğrenci, üniversitede geçen yıllar zarfında kendini keşfetmeye başlar ve mezuniyet sonrasında da keşfetmeye devam eder. Bu keşif gerekli midir? ne işe yarar? gibi sorular, bilim gerekli midir?, bilim ne işe yarar? soruları gibidir.

Zannımca işletme fakültesi, sosyal etkileşimlerin en büyük dinamiğinin ekonomik ilişkilerden geldiğini düşünen kişilerin bu düşüncenin doğru olduğunu görecekleri, kendilerini keşfedebilecekleri, iyi zaman geçirebilecekleri bir yer olabilir. Lakin, işletme fakültesinden alınacak diplomanın, diploma sahibinin ekonomik ilişkilerine olumlu etki yapacağı garanti edilememektedir. Nitekim, terzi kendi söküğünü dikemez şeklindeki atasözü de bu durumu onaylar niteliktedir.

Bu onayı ben kendimden de biliyorum. İngilizce işletme bölümü diplomasını aldığım günden beri, hatta işletme bölümünü kazanıp kaydolduğum günden beri her geçen gün daha şiddetli parasızlık sorunu çekmekte ve giderek büyüyen bir borç deryası içinde yüzmekteyim. Terzi ve sökük arasındaki korelasyon işletme diploması ve parasızlık arasındaki korelasyon ile aynı güçtedir ya da en azından benim için öyledir. Buna rağmen mezun olduğum işletme bölümümü hep sevdim. İsteyerek tercih ettim, severek okudum ve hala ingilizce işletme mezunu olduğum için mutluyum. Her ne kadar "para" okumuş olsam da "her şey para demek değil"e inanırım. Belki de "para" okuduktan sonra böyle oldum.

İşletme mezunu olarak diyebilirim ki para, kar, sermaye, pazarlama, üretim, finansman, yönetim, muhasebe, işletme vs. gibi terimler mevcut işletmelerin ve onların içinde yer aldığı çevrenin işleyişini anlamamızı sağlamaktadır. Üniversitelerde bulunan işletme bölümleri ise bu ve benzeri terimlerin içeriklerini ayrıntılı şekilde öğreten yerlerdir.
Döviz kurları neden düşük?
Ekonominin ana prensibi arz-talep üzerine kuruludur. Kurların düşük yani dövizin ucuz olması, arzın çok talebin az olmasından kaynaklanır. Arz ve talep arasındaki denge fiyatının düşük olmasında, son yıllarda dövizin tasarruf aracı olarak biriktirilmesinin giderek azalmasının ve yabancı yatırımlar nedeniyle yurda giren döviz miktarındaki artışın katkısı büyük. Kredi ve mevduat faizlerinin ise yıl ortasında yükselişe geçmesi dövize olan talebi azaltıyor olabilir. Aslında, kredi ve mevduat faizlerinden çok, reel faizlerin yüksek olmasının döviz talebini azaltması daha muhtemel görünüyor.

Döviz kurlarına neden bir düzeltme gelebilir?
Çünkü kurlar düşük. Arz-talep dengesinin bulunduğu nokta eğer bulunması gereken noktanın altındaysa bu, o malın ucuz olduğunu gösterir. Fiyatın artacağı yönündeki beklentiler artarsa talep artar, arz azalır ve fiyat artarak olması gereken noktaya taşınır. Basit ama işleyen bu piyasa mekanizması gereği ucuz olan mallar bir süre sonra pahalanır, pahalı olan mallar ise ucuzlar.

Dövizin ucuz olduğu görüşünü ise konunun uzmanları zaten söylüyor. Yani ucuz mu değil mi sorusu zaten cevaplanmış durumda. Madem ucuz, öyleyse ne kadar ucuz diye sorarsak eğer, dövizin olması gerekenden %40 hatta %50 daha ucuz olduğu yönündeki görüşlerle karşılaşmamız mümkündür. Bu görüşlerde enflasyon hesabının etkisi büyük. Eğer döviz enflasyon oranında artsaydı 5 yıl önce 1.50 Lira'nın üzerine kadar çıkan Dolar'ın şu an 2.50 Lira'nın çok üzerinde olması gerektiğini görürüz.

Dövizin ucuz olması ithalatı arttırır, ihracatı azaltır. İhracatın ise üretimi dolayısıyla istihdamı artırıcı etkisi vardır. İşsizliğin en önemli sorunlardan biri olması, kurların düşük olmasının en olumsuz yanının işsizlikle olan bu ilişkisi olmasına yol açmaktadır.

Kurların düşük olmasının olumlu tarafı ise paranızın dolayısıyla mallarınızın değerli olduğunu yani zengin olduğunuzu göstermesidir. Diğer para birimlerine göre nominal olarak değerli olan paralara sahip ülkeler genellikle zengin ülkelerdir. Ancak burda kastedilen göreceli zenginlik, ulusal para biriminin diğer ülke paralarına göre gerçekten değerli olması halinde geçerlidir.
Not: Bu sitede yazılan kişisel görüşlerin yatırım tavsiyesi, yönlendirmesi veya yatırım danışmanlığı olmaması nedeniyle yatırımlarınızla ilgili sorumluluğun bu siteyle ilgisi yoktur.
  Tue, 31 Oct 2006 23:15:00 +0100
Botaş'ın doğalgaz alacak parası kalmamış. Bu yüzden kışa gazsız kalma korkusuyla giriyoruz. Sebebi ise bazı kamu kurum ve kuruluşlarının dogalgaz faturalarını ödememesiymiş. Hazine'den Botaş kasasında aktarılacak parayla borçlar ödenecek ve gazımız kesilmeyecekmiş.

Doğalgaz kesintisi olacağını pek zannetmiyorum. Ama niye gazsız kalma korkusu hissediyoruz onu da anlamıyorum. Sorun ortaya çıktıktan sonra mı çözümler basit oluyor yoksa gerçekte çözümü basit olmayan sorunların medyaya yansıması mı çözümü basit hale getiriyor onu anlamış değilim. İşten eve gelen bir insanın böyle bilmece gibi şeylerle dinlenmesi biraz zor.

Akdeniz ikliminin tanımı yazları sıcak ve kurak, kışları ılık ve yağışlı idi galiba. Kışları ılık ve yağışlı ama doğalgazlı, odunlu, kömürlü geçirelim. Yazları da sıcak ve kurak ama gölgede geçirelim.
Akbank'ın %20'sini Citigroup aldı. Satış için 3.1 milyar ödeyen Citigroup bankacılık sektöründe Dünya'nın en büyük grupları arasında yer alıyor.

Satış sonrasında Akbank'ın piyasa değerinin 15 milyar Dolar üzerinde olduğu da kanıtlanmış oldu. Akbank karının büyük bir kısmını bireysel bankacılık ve bireysel krediler pazarından kazanıyor. Yaygın şube ve ATM ağına sahip olan Akbank, Türkiye'nin 3. en büyük bankası olarak biliniyor.

Yabancıların Türk bankalarına olan ilgisinin arttığı bu dönemde daha önce de Dışbank ve Finansbank hisseleri yabancılara satılmıştı.

Bankalara olan yabancı ilgisinin sebebinin Türk bankacılık pazarının genç olmasına ve potansiyel vaadetmesine bağlıyorum. Bireysel krediler, konut kredisi, kredi kartı ve tüketici kredisi alanındaki son yıllardaki büyüme yabancıların ilgisini çekmiş olmalı. Bu ilgide Türkiye'nin Avrupa Birliği üyesi olacağına dair beklentinin de etkili olduğunu düşünüyorum. Çünkü EU ile olan ilişkilerdeki ilerlemenin sadece banka hisselerinde değil genel olarak tüm Türk şirketleri hisselerine olan ilgiyi arttığını gözlüyoruz.

Bu durum Türk şirketlerinin değerini artırırken, yabancı sermaye girişinin yarattığı aşırı döviz girişi kurun düşük kalmasına bu da ihracatın azalmasına yol açıyor. Yabancı yatırımların artmasının büyüme üzerinde olumlu etkileri olacağı kabul edilmekle birlikte bu yatırımlar döviz kurunu düşürüyor. Dolasıyla ihracat üzerindeki olumsuz etkisinin giderilmesi için önlemler alınmalıdır diye düşünmekteyim. Çünkü fiziksel ürün ihracatının ihtiyaç duyulan istihdam artışına daha fazla katkısı olacaktır.
  Sun, 17 Sep 2006 16:39:00 +0200
Birikiminiz var ve yatırım yapmak istiyorsunuz. Çeşitli yatırım alanlarından birini seçmekte zorlanıyorsunuz veya birini seçtiniz ama daha iyi bir seçenek var mı diye araştırma yapıyorsunuz.
Yatırım kararı vermek için önce beklentilerinizi ve risk algılamanızı tespit etmeniz gerekir.

Özetle yatırım yapabileceğiniz 3 ana grup var:

1- Kendinize ait işyeri açmak
2- Para piyasaları
3- Sermaye piyasaları

Bu 3 grubu ulusal ve uluslararası olarak 2 ayrı başlıkta toplamanız da mümkün.

KENDİNİZE AİT İŞYERİ AÇMAK
İşyeri açma yatırımı yapmadan önce fizibilite çalışması yapmanız gerekir. Bu çalışma sonunda açacağınız işyerinin açmaya değip değmeyeceğini, açmak için yeterli olup olmadığınızı anlayacaksınız.

Fizibilite çalışmasına açacağınız işyerinin nerde olacağına karar vererek başlarsınız. Çeşitli yer seçeneklerini kaynaklara (hammadde, işgücü, enerji, vs.) ve pazara yakınlığına göre değerlendirerek en uygununu seçersiniz. Seçtiğiniz işyeri konumunun işe başlayabilmek için ne kadar yatırım yapmanız gerektirdiğini hesaplarsınız. Bunun için bina ve arazi bedelleri, kira bedelleri, makine ve teçhizat bedelleri gibi masraf kalemlerini toplarsınız. İşe başlama yatırımının genellikle en büyük kısmı işyerinin bina, makine gibi yatırımlarından oluşur. Eğer birikiminiz sınırlı ise kiralama yoluyla bina ve makine kiralayabilir özellikle yüksek fiyatlı makineler için finansal kiralama seçeneğini değerlendirebilirsiniz.

Sonraki aşama nakit akışınızı hesaplamak olacaktır. İşyerinizi açtıktan sonra tahmin edebileceğiniz en uzun tarihe kadar ne kadar satış yapabileceğinizi tahmin etmeniz gerekir. Satışlarınız vadeli olacaksa bunların kasanıza veya bankanıza nakit olarak hangi tarihlerde geleceğini, alacaklarınızın tahminizden daha geç ödenmesi veya hiç ödenmemesi ihtimalini de düşünerek ay bazında nakit kaç para elinize geçeceğini tahmin etmelisiniz.

Daha sonra yine ay bazında nakit ne kadar masraf yapacağınızı hesaplarsınız. Hammadde, personel giderleri, kiralar, vergiler gibi çeşitli ödeme kalemlerini ödeme tarihlerine göre ay bazında tahmin edin.

Aylık tahmini nakit girişiniz ve çıkınızı tablo halinde listeleyip hangi aylarda açık vereceğinizi hangi aylarda nakit fazlası vereceğinizi görebilirsiniz. Yeni kurulan işletmeler genellikle ilk yıl nakit açığı verir. Zaten bu açık sizin yapmanız gereken yatırım tutarınız veya ihtiyacınız olan sermaye tutarı anlamına gelecektir. Sonraki yıllar veya aylarda tahminen oluşturduğunuz bütçeniz ne kadar fazla veriyorsa ve yatırım tarihinden ne kadar zaman sonra bu fazlaya yani kara ulaşıyorsanız bu da sizin tahmini kar oranınız olacaktır. Tahmini kar oranınız, yatırımın geri dönüşüm vadesi, yatırım için gerekli sermaye tutarı gibi bilgilere sahipseniz yatırım kararınızı daha kolay verebilirsiniz.

PARA PİYASALARI
Belirli bir zaman dilimi için paranızın önceden belli bir oran veya tutarda para kazanmasına imkan veren piyasalardır. Kısaca faiz geliri kazanabileceğiniz piyasalardır. Mevduat, hazine bonosu, tahvil, bono, repo gibi araçları vardır.

Kaybetme riskinizin en düşük olduğu yatırım araçlarıdır bunlar. Dolayısıyla da kazanç oranlarınız da düşüktür. Para piyasalarından ciddi bir kazanç sağlayabilmek için ciddi bir yatırım yapmanız gerekir. Vaadedilen faiz veya getiri oranından, ödeyeceğiniz vergi oranını ve vade başı ile sonu arası için tahmin ettiğiniz enflasyon oranını çıkararak net faiz oranını hesaplayın. Bulacağınız bu yeni oran ile yatıracağınız tutarı çarparak gelecekteki net faiz gelirinizi hesaplayabilirsiniz. Eğer döviz tevdiat hesabı açmak istiyorsanız ilave olarak seçtiğiniz dövizi ulusal para birimi olarak kullanan ülkedeki enflasyon oranının mevduatınızın vade aralığında ne olacağını ve vade sonundaki kuru tahmin etmeniz gerekir.

Bu yatırım türünün her ne kadar riski çok az da olsa, vade sonunda enflasyon, vergi ve kur tahminlerinizin üstünde çıkarsa zarar etme ihtimaliniz olabilir.

SERMAYE PİYASALARI
Mevcut bir işletmenin hisselerini satın alarak ortak olmanızı sağlayan menkul değerler borsaları bu piyasaların en önemli yatırım aracıdır. Hisse senedi satın almak için hangi şirketin hisselerini satın alacağınızı, ne zaman alacağınızı, ne zaman satacağınızı, ne kadar alacağınızı, hangi fiyattan alıp hangi fiyata satacağınızı bilmeniz gerekir. Bütün bunları bilmek imkansızdır ancak tahmin edebilirsiniz. Ancak üstteki yatırım araçları için de çeşitli tahminler yapmanız gerektiğini hatırlayın.

Hisselerini alacağınız şirketi belirlemek için, şirketin mali bilgilerini, şirketin pazar ve rekabet gücü bilgilerini, mevsim değişiklikleri ve satışları arasındaki ilişkiyi, ulusal ve uluslararası ekonomik gelişmelere karşı hassiyetini, bu hassiyetin hangi gelişmelerde hisselerine nasıl etki yapabileceği gibi pek çok bilgiye ve tahmine ve bunların analiz sonuçlarına ihtiyacınız olacaktır.

Küçük yatırımcıların bu bilgileri zamanına edinme, tahminleme, analiz etme gücü büyük yatırımcılara göre daha zayıf olduğu bilindiği için çeşitli ülkelerde küçük hisse senedi yatırımcılarını korumak için çeşitli yasalar ve denetleme sistemleri geliştirilmiştir. Yine aynı amaçla veya bu ihtiyacın bir sonucu olarak konu hakkında uzman olmadığı halde hisse senedi satın almak isteyenler için uzmanlar tarafından yönetilen yatırım fonları geliştirilmiştir. A ve B tipi yatırım fonlarından A tipi yatırım fonu para piyasaları ağırlıklı, B tipi yatırım fonu hisse senedi ağırlıklı olarak, uzmanlar tarafından para ve sermaye piyasalarına yatırım için yönetilir.
  Mon, 28 Aug 2006 15:27:00 +0200
Kredi kartı sahibi olup da ekstre borcunu zamanında kapatamayanlar için kötü bir haber var. Eylül ayından itibaren asgari ödeme tutarları %20'ye çıkıyor. 1000 lira borcun asgari ödemesi 3-5 ay önce 70 - 100 lira civarındaydı. Eylülden itibaren 1000 lira ekstre borcu için en az 200 lira ödenmesi gerekecek.

Asgari limiti ödemeyenler temerrüde düşecek bu da bankalara daha yüksek orandan faiz kazancı sağlayacak. Yine de bu durum bankaların 1 yıl içinde kazandıkları toplam kredi kartı faiz gelirlerini azaltacak. Çünkü eski sistemde borcunu bir türlü kapatamayanlar azar azar asgari ödemeleri yaparak bankalara uzun süre devam eden faiz kazancı sağlamaktaydı. Eylülden itibaren ise borçlu ya daha yüksek asgari ödemelerle borcunu daha kısa sürede kapatacak ya da asgari ödemeleri yapamadığı için kredi kartı iptal edilecek ve borç yasal takibe girecek. Her iki durumda da bankaların yıl içindeki kredi kartı faiz kazançları eskiye göre azalacak. Çünkü bankalar kredi kartı borcunu kapatanlardan gecikmiş kredi kartı borçları kalmadığı için faiz kazanamayacak, asgari ödemelerini yapamayanların ise kredi kartı iptal edileceği için bankalar için sürekli gelir kazandıran bir müşteri olmaktan çıkacak.

Haber için kötü dememin sebebi ise ödeme güçlüğü nedeniyle borç miktarını ertesi aya sarkıtmak zorunda kalanlar için artık bunu başarmak daha zor. Kredi kartı borcunu ödemekte zaten zorlananlar eğer artan asgari ödeme oranı yüzünden asgari ödemeyi yapamazsa, bankaların prosedürlerine göre borç temerrüt faizi denen daha yüksek faiz oranı ile 2 ay daha ertelenecek hala asgari ödeme yapılmamışsa kart iptal edilecek, borç için yasal takibat başlatılacak ve durum Merkez Bankası'na bildirilerek borçlunun kara liste içinde yer alması sağlanacak.
  Tue, 22 Aug 2006 00:18:00 +0200
Son günlerde hava çok sıcak. Dikkatinizi çekti mi desem hiç komik olmayacak. Sıcaklığın anormal artışı pek hayra alamet değil. Antalya 50 dereceymiş. Eğer sıcaklık önümüzde yıllarda da bu şekilde artmaya devam ederse başta Antalyalılar olmak üzere sırayla hepimiz buharlaşabiliriz.
Global ısınma, ozon tabakası, CFC gazı diyen bilim insanlarının ilerde başımıza geleceklerle söyledikleri herhalde yavaş yavaş başımıza gelmeye başladı.

Ekonomik boyutunu ele alırsak ilerde bu sıcakta kim çalışacak sorunsalı başımızı ağrıtacak ve bu soruna çözüm olarak yeni ürünler çıkacak biz de onları satın alacağız gibi görünüyor.

Büyük ihtimalle robotlar yapılır insanların sıcak hava yüzünden yapamayacağı işleri yapmaları için. Bir sebeple sokağa çıkmak zorunda kalanların yanlarında köpeğe benzeyen tasmalı robotlar görebiliriz mesela. Yine büyük ihtimalle metroda "trene robot sokmak yasaktır" tabelaları asılacak ama kimse robotundan ayrılmak istemeyecek bunu engellemek için para cezaları, robotun bozulması için manyetik alanlar vs. oluşturulacak. Okula gitmek için sokağa yani yakıcı sıcağa çıkmak zorunda kalacak olan öğrencilerin imdadına yine bu robotlar yetişecek. Robot, sokakta yürüyen öğrencinin başının üstünde şemsiye tutacak, beslenme çantasını ve sırt çantasını taşıyacak ayrıca yine kendi içinde bulunan klima cihazı durmadan yanındakine soğuk hava üfleyecek. Sokakta yürürken yanındaki robotun aniden arızalanması yüzünden insanlar belki hastanelik olacak ve bu yüzden biraz pahalı ama dayanaklı robotlar tercih edilecek. Hatta muhtemelen kadınlar kendilerinin, eşlerinin ve çocuklarının sahip oldukları robotlarla birbirlerine hava atacak : "Ah tatlım almayın o ucuz şeyi demiştim sana. İyi ki yoldan biri geçiyormuş çocuğu eve getirmiş. Tamirle hiç uğraşmayın gidin bizim çocuğumuza aldığımızın aynısını taksitle alın. Kim için çalışıyoruz sanki?"
2007'de Vergi Kimlik Numarası diye birşey kalmayacak.

Vatandaşlık numarası ya da diğer adıyla TC kimlik numarası vergi kimlik numarası olarak kullanılacak.

Cüzdanlarda ayrıca bir vergi kartı taşımaktan kurtuluyoruz yani. Numarayı unutma derdi de kalmıyor. Nüfus cüzdanında yazan TC kimlik numarasını zaten yanımızdan ayırmıyoruz.

Amerika Birleşik Devletleri'ndeki SSN (Social security number) yani sosyal güvenlik numarasından esinlenilmiş havası var biraz. ABD'de kullanılan SSN her birşeyin yerine geçiyor. Eğer esin kaynağı SSN ise muhtemelen ileride SSK numarası da kullanılmaz, TC kimlik numarası SSK numarası yerine de geçer hale getirilir. Çünkü SSN öyle.
  Sun, 13 Aug 2006 10:42:00 +0200
Yabancıların YTL yatırımlarını artırması, piyasalarda başta konut kredisi olmak üzere faizlerde düşüş beklentisine yol açıyor.

Bankalarda halen %1.90 seviyelerinde olan konut kredisi faizi hakkında piyasada oluşan beklenti kısa vadede %1.35 seviyelerine kadar düşeceği yönünde. Bu beklenti, alternatif faiz enstrümanlarındaki faiz oranlarının düşmesinden kaynaklanıyor.
Bir vatandaşın rötar yapan bir havayolu şirketine karşı açtığı tazminat davası Yargıtay tarafından geçtiğimiz günlerde karara bağlandı. Sonuç: Havayolu şirketi rötardan dolayı davacıya tazminat ödeyecek.

Bu sonuç, havaalanlarında uçağının kalkmasını saatlerce beklemek zorunda kalmış herkesin tazminat alabileceğini garanti etmiyor tabi ki. Rötarın elde olmayan sebeplerden kaynaklanması (teknik sorunlar, hava muhalefeti, güvenlik gereği, vs.), yolcusunu bekleten havayolu şirketinin geçen bekleme süresi içinde yolcuya insani açıdan gerekeni yapması, gereken ilgiyi göstermesi (gerekli bilgilendirmelerin yapılması, yiyecek, içecek ikramı, gerektiğinde otel de ağırlama, vs.) halinde tazminat ödemeyebilecek.

Yargıtay'ın bu kararının benzer davalar için emsal teşkil edeceği bekleniyor.
Bence iyi bir gelişme bu. Umarım elde olmayan sebepler dışında kimse uçağının kalkmasını beklemek zorunda kalmaz. Ayrıca sadece yolcuyla sınırlı değil bekleme işi. Yolcuyu gideceği havaalanı nda karşılamak için bekleyenleri de hesaba katmak gerek.
  Sat, 05 Aug 2006 20:43:00 +0200
Yarın öğleye kadar yatayım. Sonra kahvaltı yapayım. Ortalık sıcaktan kaynamıyorsa sokağa atayım kendimi biraz. Ağustosta kar yağmaz tabi ama en azından sokakta yürümeye uygun bir sıcaklığı yarın için temmeni ediyorum. Yoksa yine bu pazarı da evde geçircem.

Her pazar aynı şey oluyor. Tam dışarı çıkmak için motivasyon topladığım anda sıcaktan korkup vazgeçiyorum. Kışın da yağmurdan korkuyorum ama yazın sıcaktan korktuğum kadar değil. Sonuçta yağmur ya da kar yatağa düşürür en fazla. Sıcağın ne yapacağını önceden kestirmek bile mümkün değil.

Muhtemelen yarın yine evdeyim. Evde film falan olsaydı keşke zaman geçerdi. Pazar günü dinlenilir ve biraz sokağa çıkılır. Hiç olmazsa dinlenme kısmını başarayım.
  Mon, 31 Jul 2006 13:40:00 +0200
Yapılması gereken son şey herhalde uyku düzeninizi değiştirmektir. İnsana neredeyse alkolden bile fazla etki eden uykusuzluk çağımızın olağan kabul edilmiş bir getirisi.

Sorun uykusuzluktan çok uykunun düzensizliği der uzmanlar. Çünkü hiç uyumadan yaşanmaz. Elbette ki uyunur. Ama uyku düzenli olmazsa az ya çok, geç ya da erken olursa insanı böyle değişik bir ruh haline itiyor, algılama, düşünme ve reflekslerde azalma oluyor.

Hastalık boyutundaki uykusuzluk ki adı imsonia diye geçer tahminen oldukça zor bir durumdur. Kronik uykusuzluk hali gibi bir durum gerçekten zor olmalı.
  Tue, 25 Jul 2006 08:39:00 +0200
Sürekli karada yaşayan canlılar olduğumuz için denizin altı çoğu insanın durup dururken aklına gelmez. Hatta denizi görmeden yaşayanlar için denizin üstü de akılda duracak bir şey değildir.

Bu ve benzeri durumlar değişmeyen karakteristikler sergileyen insan hayatı için önemli bir kural haline gelmiştir. Bu durumu en iyi açıklayan atasözü: Gözden ırak olan gönülden de ırak olur.
Atasözünün tersi de doğru olabilir. Belki gönülden ırak olan gözden de ıraktır ve belki de bu nedenle bazıları akvaryum sahibi.
  Mon, 24 Jul 2006 09:21:00 +0200
Orhan Veli bildiğim kadarıyla asıl işi olan banka memuriyetinden serkeş olduğu gerekçesiyle çıkarılmış. İyi ki de çıkarılmış bence. Çıkarılmasaydı da belki büyük bir şair olabilirdi ama büyük bir bankacı olabilir miydi? Diyelim ki oldu. Aramızdan ayrıldığında kendisiyle ilgili olarak hafızalarımızda kalan şey Orhan Veli ismi yerine x bank müdürü olmayacak mıydı?

Orhan Veli arkasında bıraktığı birbirinden güzel şiirleri nedeniyle edebiyat tarihimizin en önemli isimlerinden biri olmayı fazlasıyla hak etmiştir. Aradan geçen onlarca yıla rağmen şiirlerinin hafızalardan silinmemesi, sanatçının artık klasikleşmiş olduğunu gösterir ki, bu durum bana göre bir sanatçının ulaşılabileceği en yüksek noktadır. Çünkü büyük sanatçıların eserleri klasik eserlerdir.

Bankacılık, memuriyet ve diğer tüm iş alanları elbette ki gereklidir ve önemlidir. Ancak kişinin kendinde hissettiği yeteneğin ve kendi içinden gelen sesin peşinden yürümesi çok daha gerekli ve önemlidir. Kendi emeğiyle tarihe geçmiş büyük isimler kendini dinlemeyi ve anlamayı başarmıştır.
  Sat, 22 Jul 2006 15:55:00 +0200
Nirvana dinlemekten neden hala bıkmadım bilmiyorum. Benim için Mozart kadar klasik bir müzik haline geldi nerdeyse.

Daha da ilginci parçalarda söylenen sözlerin tamamının anlaşılması zor ve ben binlerce defa aynı parçaları dinlediğim halde bir gün de merak edip sözleri nedir bu parçaların diye araştırmadım.

Bir şeyden gerçekten hoşlanmak herhalde böyle bir şey.
  Sat, 22 Jul 2006 15:54:00 +0200
Bilimadamları küresel ısınmanın özellikle "fosil yakıt" kullanımından kaynaklandığını söylüyor.
Türkçesi şu, çay içmemeliyiz. Neden mi? Çaydanlığı ocağa koyduğumda çaydanlığın altında yanan ateşin fosil yakıt olduğunu farkettim.

Kimileri "abi ille de tüpte mi yapcan çayı ? Kettle ne güne duruyor?" diyebilir. Ama farketmiyor çünkü elektrik üretmek için doğalgaz kullanılıyor.

Küresel ısınmaya sebep olmamak için çay içmekten vazgeçmek tabi ki akla uygun değil.
Ekosistem ve insan ihtiyaçları arasında bir çatışma varsa birini tercih edip diğerinden vazgeçmek kolay değil. Bilim ve teknik, çevre sorunları ile çalışmalarına hız vermelidir. Yoksa çevre sorunları gelecekte en büyük sorunlarımız haline gelebilir.
  Sat, 22 Jul 2006 15:00:00 +0200
Ne vardı sanki bi Bodrum yapsaydık?

Olmaz

Tıkılacaksın binaların içine

Eee sonra?

Aynı tas aynı hamam

Klima olsa bu bina ne tas olurdu ne hamam